21 Olduk…

In: Günlük

13 Tem 2009

Yazımı yazmaya başladığım anda saat 23:47 henüz 21 olamadım ama herhalde yazıyı bitirene kadar olurum.

Geçtiğimiz yıl sabaha karşı diş ağrısı çeke çeke hayata geçirdiğim ve ilk yazımı yazdığım sitemin 1. yaş günü. Benim ise 21. yaş günüm bu gün.

Zaman içindeki hayat yolculuğumun 20 yılı geride kaldı. Kaldı kalmasına ama dönüp baktığımda geride hem çok, hemde az şey olduğunu görüyorum. Daha yolun çok başında sayılsamda nedense hüzün çöktü içime. Artık soranlara 20 değil 21 yaşındayım diye cevap vereceğim. Saçma ama öyle işte…

Düşündüğümde bebeklik ve çocukluk dönemimde izlediğim çizgi filmler geliyor aklıma ilk olarak. Biraz farklı olacağım belliydi ki çizgi film harici zamanlarda haber bültenlerini izlerdim birde televizyondan satış yapan kanal marketi.
(Uğur Mumcu suikasti, Turgut Özalın ölümü, 28 Şubat’ta tankların yürümesini hep hayal meyal hatırlıyorum)

Ek olarak

Bir gün üşüdüğüm için gaz sobasıyla oynayıpta neredeyse evi yakmam (oda hayal meyal gözlerimin önünde) yükselen alevlerin ve annemin ıslak havluyla olaya ilk müdahalesinin uzunca bir süre beni tesiri altına alması :)

Uzun altın sarısı lüle lüle saçlarımla ve bulamaç halinde yüzüme sürdüğüm annemin el kremleriyle ki halim.

Bodrum’da bir aile dostumuzun evinde merdivenlerden takribi olarak 8-10 karpuzu yuvarlamam.

Aklıma evin salonunda top oynarken van basten, maladona (maradona diyememekten ötürü) golll golll diye bağırışım.

Dizimdeki yaranın kabuğunu her dakika yolup yolup diz kapağımı kaplayacak hale getirmem.

1 Litrelik cam coca cola şişesinin dibindeki camın simsiyah yansımasını dayımın her seferinde karafatma diye yedirip yarım şişe kolayı lavoboya dökmem.

Yine dayımın Bruce Lee filmlerinden etkilenipte gittiği karete kurslarından kalma mançika numaralarını ağzım bir karış açık izlemem.

Ablamla saç saça, baş başa, tekmenin yumruğun ısırıkların havada uçuştuğu, bağıra çağıra ağız dolusu küfürler savurduğum kavgalar yapmam. Daha mülayim olan teyzemin tepesine çıkıp ağzımdan salyalar saça saça ses efektleri (dışş dışş fışşş) eşliğinde çıkıp yumruk manyağı yapmam.

Dayak yiyen teyzem haricindeki teyzemin bütün gün odasına kapanıp elinde mikrofon niyetine tuttuğu tarak,fırça veya deodorant şişesiyle çok geniş bir repertuar yelpazesinden okuduğu eserlerin sinirimi bozması sonucu bağırarak sesini bastırmaya çalışmam.

Ablamın arkadaşlarının bana tatlım, yakışıklım, aşkım demesi sonucu gaza gelip onlarla evleneceğimi düşünmem. Uzun süre elmas isimli hatunla sevgili olduğumu sanmam.

Okula giderken “gel seni babana götürcem” diyen adamdan annemin defalarca yaptığı tembihten yola çıkıp erkenden işi uyanarak kaçmam. Ve o olay sonrası uzuuunca bir süre okula pek gitmek istememem.

Rahmetli büyük eniştemin omuzlarında kahveye gidip amerikan bilardosuna yeni bir soluk getirerek elle bilardo oynamam.

Yaklaşık 3-4 ay beslediğimiz karagöz adlı kuzumuzun kurban bayramında kesilip hunharca kavurmasını yememiz.

Sokakta oynarken dedemin beni çağırmak için çekiçle herhangi bir yere çivi çakması sonucu uçarak bahçeye yanına gitmem.

Çeşmealtında ilk balığımı tutmam (ki bu hayatımın tüm seyrini değiştirmiş durumda).

İlk 7-8 yaşıma damgasını vuran ve aklıma bir çırpıda geliveren olaylar. Kronolojik olarak sıraya koymadım çünkü kronolojiyi düşündükçe aklıma çok daha fazlası geleceği için kısa kestim.

Bu yazı sayesinde bende çocukluğuma tekrar dönmüş oldum. Zaten tadına doyamadım, özlüyorum o günleri. Şimdi daha da gözümde tüter oldu.

Bunlardan sonrası ise hep okul hayatı. Okul hayatı dediğime bakmayın ne sınavları, ne notları takan bir öğrenci değildim. Hep orta karar notlar alırdım. Sınava çalışmak diye birşey bilmezdim, bilmeyerek tüm öğrenim hayatımıda bitirdim. Şuanki açık öğretim fakültesini saymazsak. Dersi derste dinler, o bilgiyle sınava girer maçı öyle götürürdüm. Annem ve babamında hakkını yememek lazım. Bir gün ders çalış demediler. Notlarım illa hepsi 5 olacak diye bir kuralım kaidem yoktu. Önemli olan dürüst olmamdı onlar için öylede oldum çoğunlukla. Çoğunlukla diyorum çünkü hepimizin ara sıra ufak tefek beyaz yalanları, kaçamakları oluyor. Tabi her seferinde yakalanır itiraf ederdim o ayrı. Ne olursa olsun ben onların çocuklarıydım ve beni şartsız koşulsuz seviyorlardı. Ve ben hala onların çocuklarıyım. Onlara göre ben artık çocuk değilim desem de elli yaşıma gelsemin bile çocuğum.

Annem hala sığındığım bir iki limanımdan biri ama en büyük en korunaklı ve her zaman bana en yakın liman. Ah bide şu sivilcelerimi sıkmaktan vazgeçse.

Aslında bana annem kadar emek harcamış cicannemden bahsetmezsem nankörlüğün daniskasını yapmış olurum. Cicannem annemin öz teyzesi, eşide annemin öz amcası :) yani iki kız kardeş, iki erkek kardeşle evlenmiş işte. Öz dedemi pek göremedim sayılır. Ben henüz birinci sınfı sıralarında dirsek çürütürken öldü. Öz dedemin ölümünden öncede annemin amcası dedemdi hatta öz dedemden daha bile yakındı cicannemle birlikte. Çocukları olmamıştı. O yüzden annemi kendi evlatları gibi yıllarca yanlarında büyütmüşlerdi. Bende çoğu zaman cicannemde kalırdım. Hatta orta okul sıralarından üniversite dönemime kadar onda temelli kalıyor, ara sıra evime gidiyordum. Tabi annem hemen hemen her gün geliyordu orası ayrı. Yani aşağı yukarı 7-8 yıl kahrımı çekti. Şimdi hacı olma çabaları içinde :) tabi ziyaretine sık sık gidip elini öpüyoruz.

Başka ne yazsam bilmiyorum pek doğumgünü meraklısı olmadığımı herhalde anlamışsınızdır. Doğum gününde sevineceğine üzülen bir adam :) Ahmet Haşim gibi yaşlılıktan, çirkinleşmekten mi korkuyorum nedir çözemedim kendimi. Niye doğum günü kutlanır onuda anlayabilmiş değilim. Amaç pasta yemekse canı isteyen gitsin alsın ufak bi pasta yesin :) Mum üflemek isteyenlerde dedelere mum yakanların mumlarına üflesin. Bağırmak isteyen maça gitsin :) alternatif çok.

Son bir yılımı değerlendirirsem. Herhalde Ulu Önder M. Kemal’in dediği gibi az zamanda çok ve büyük işler yaptım. Kriz mriz demeden 1 iş buldum, sonra daha iyi bir iş buldum. Şimdi mutlu mutlu çalışıyorum. Başıma kötü olaylarda geldi, sıkıntılarda yaşadım elbet. Fakat bunlardan ders çıkardığımı düşünüyorum. Ve edindiğim tecrübeden dolayı yaşadığım kötü olaylara bakıp üzülmüyorum.

Blogumu çok boşladığım dönemler oldu. Ama bu yıl umarım çok daha fazla, çok daha güzel, keyifli yazılar yazacağıma inanıyorum :)

İyiki doğdun blogum, tabi bende iyiki doğdum.

Yorum Formu

Blog Hakkında

Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...