In: Günlük
18 Nis 2009Hadi canım baba mı oldun demeyin. Olmadım elbet ama ona yakın duygular içersindeyim bu gün.
Bu güne kadar bir çok web sayfası hazırladım, gerek kendim yoktan var ettim, gerekse hazır yazılımlarla ortaya birşeyler çıkardım. Ama hiç böyle bir sevinç ve heycan yaşamadım açıkçası.
Peki nedir bu heycan?
Geçtiğimiz ay hiç tecrübem, bilgim ve fikrim olmamasına rağmen öyle bir işin altına girdim ki ya rezil, ya vezir olacağım türden. Bir derginin tasarımını yapma işini kabul ettim. Derginin tasarımı, kontrolleri herşeyi perşembe günü bitti. İnanılmaz bir heycanla matbaaya teslim ettim sayfaları. Bu gün dergi elime geçene kadar inanın zaman geçmek bilmedi. Hani insan koltukta oturamaz, sürekli eli ayağı birşeylerle uğraşır ne bileyim ağzı heycandan kurur işte öyle oldum.
Dergi elime geçtiğinde ise gerçekten inanılmaz bir mutluluk yaşadım. Sayfaları önce kabaca bir dolaştım yüzümde çorbacı vitrininde duran pişmiş kelle gibi bir ifade oluştu
Dijital ortamda göründüğünden çok daha farklı çok daha tatlı geldi gözüme. Sayfalarını çevirirken ap ayrı bir keyif aldım. Dergide gözüme çarpan 1-2 ufak hata olsada okuyucuya yansıyacak aman aman bir tersliğin olmamasıda ayrıca sevinç kaynağı oldu benim için.
Dergiden neredeyse tüm aile fertleri ve arkadaşlarım için birer tane ayırdım
İlk olması manevi değerini çok ama çok büyük derece arttırdı. Hatta telefonla aynı masa üzerinde duran dergilerin yakınında teyzeciğim sağolsun çay döktü. O telefonu kurtarmaya uğraşırken benim “bırak telefonu bırak alırız yenisini, dergileri kurtar” dememle ortamda duyulan kahkahayı görmenizi isterdim. Allahtan dergiciğime hiçbirşey olmadı
Ayrıca benim içimdeki duygusal yanlada aile fertlerim sağolsun bir güzel dalga geçtiler. Kuzenlerim yaşça benden çok ufak oldukları için dergiyi karalamaya, kıvırmaya, buruşturmaya başlayınca şöyle hafif bir fırçaladım. Annemin tepkisi ise görülmeye değerdi “oğlum tamam iyi ama çocuk onlar ne anlasın, hem gazete yapsaydın ne olacaktı insanlar gazeteyi nerelerde kullanıyor rahat ol boşver” dedi. Hakikaten şöyle bir düşündüm de gazete tasarımı yapıyor olsam herhalde kafayı yerdim bu pimpiriklikle
Bakmışım adam benim gazetemle küllah yapmış çiğdem satıyor, öteki amcam kafasına güneş geçmesin diye şapka yapıyor, yemek yerken masanın üzerine seriliyor falan filan
kabul edilebilir birşey değil katil olurdum
Neyse işin özü böyle tatlı heycan dolu bir gün yaşadım. Eh bunuda yazıp tarihin tozlu sayfalarında kaybolmasını önlemek boynumuzun borcu sayılırdı, onu ödedik…
Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...