Gelin Ata Binmiş Ya Nasip Demiş!

In: Günlük

19 Kas 2009

Bu hafta sonu için kaç defa plan yapıp bozdum ben bile bilmiyorum. Ama herhalde en güzeli, böyle spontane gelişen şekliyle olurdu.

İlk başta Pazar günü Çeşmealtı’ndan tekneyle balığa çıkıyorduk. Sonra balığı boş verip, haftasonu Alaçatı’ya gidip hem kafa dinlemek hem rakı balık muhabbeti yapma planı çıktı. Araba problemi ortaya çıkınca tekrar Çeşmealtı’na gidelim olduk. Sonra Gümüldür’de balık çiftliğinin ağları yırtılmış, haber geldi “aman yarabbi gökten balık yağıyor” dediler. Hadi pazar günü oraya gidelim dedik. Bir kaç kez daha fikir değişti ama sonra bütün planlar iptal oldu.

Cumartesi evde el elde baş başta oturacağıma, doğru annanemin yolunu tuttum. Eh yaşlıları ihmal etmeye gelmez, hem çıntar almış böylesi fırsatta senede 2-3 sefer gelir insanın ayağına :) Neyse yemek faslı, çay faslı bitti. Baktım telefon çalıyor. Erhan arıyor, hazırlan Alaçatı’ya eşya götürcez sabah döncez 15 dakikaya ordayım ona göre diyor. Ford Transit’e atlayıp 4 kişi yola düşüyoruz. Gırgır şamata yaparken, çay varmıdır acaba yazlıkta diyorum. Sonra ne yiycez diye bir soru geliyor aklımıza. Eh be oğlum madem açtınız niye otoyola girdiniz aşağıdan gitseydik balık alırdık size bir güzel balık pişirirdim diyorum. Henüz Seferihisar çıkışını geçmemişiz, geç kalmış sayılmazdık :) Hadi diyorum balık alalım, bide rakı ben size mis gibi sofra kurayım. Hemen otobandan çıkıp Güzelbahçe limanına gidiyoruz. Balıkçılar ne kadar çeşit balık varsa, cumartesi gecesinin kazık fiyatlarıyla sokmaya çabalasada kararımız sardalya yemek. Hemen yan taraftan roka, beyaz soğan, domates, biber ve limonuda alıyoruz. Ver elini Alaçatı.

Alaçatı’ya girer girmez hemen camları açıp şöyle oksijen oranı bol, tertemiz havayı ciğerlere dolduruyoruz. İçimden “hiç yaz olmasa şurda, hep böyle olsa” diye geçiriyorum. Ortalık tenha, hani derler ya in cin top oynuyor aynen öyle işte. Bakkaldan biraz meyve ve tekirdağ rakımızı, rakı içmeyenler içinde biraları alıp geçiyoruz eve. Hemen mutfağa giriyorum, rokaları güzelce yıkayıp saplarını biraz kesiyorum, doğramaya ufalamaya gerek duymuyorum bütün daha keyifli oluyor . Soğanları, domatesleri dörde bölüp tuzu, limonu bastım mis gibi işlem tamam. Hem göze hitap ediyor, hem damağa. Tavaya yağı koydum ama ocak yanmıyor tüp bitmiş, elektrikli ocakta bekle ki yağ kızsın. İlk tava pişer pişmez hemen başlıyoruz. Bir yandan az balık aldım diye bana sitem ediyorlar (ki gecenin sonunda balıklar zor bitti), bir yandan derin muhabbete girmeden önceki hafif mevzular üzerinde konuşuyoruz. Muhabbet derinleşiyor, öyleydi böyleydi derken balıklar bitiyor. Ziyafet için teşekkürleri kabul ediyorum. Sazı bu sefer Erhan alıyor eline meyve tabağı hazırlıyor bize. Tek eksiği alev yani o derece güzel. Meyvel tabağıyla birlikte şişelerinde dibi görünüyor. Ve sessizlikte harika bir uykuya dalıyoruz…

Sabah manava söverek kalkıyorum yataktan. Adam soğan görünümlü biber satmış bize (gdolu mu nedir anlamadım) alkolünde etkisiyle içim yanıyor cayır cayır, ağzım sahra çölü gibi. Hemen akşamdan tedarik ettiğim sodamla birlikte dışarı çıkıyorum. Hava ılık, güneş insanın kemiklerine kadar işleyip ısıtıyor. Sandaliyemi atıyorum boş havuzun kenarına, güneş banyosu yapıyorum.

Kahvaltılık birşeyler almak için merkeze iniyoruz. Ortalık bomboş, çıntar ve balık satan köylülerle kahvede çay içen ihtiyar amcalar hariç 2-3 kişi yürüyüş yapmaya çıkmış. Birde dükkanlarını açan esnaf var. Sokakların geri kalanı köpeklere kalmış, güneşi bulan yatmış orta yere :)

Kahvaltı işinide hallettik. Bulaşıklar bana kaldı. İzmir’e dönecek eşyaları diğerleri taşıdı. Neyse güç bela bulaşık faslıda bitti. Dönüş yoluna geçtik. Burda bitse iyi.

Yolda bir güzel sessiz sakin, yavaş yavaş dönüyoruz. Çam ağaçlarının olduğu bir yerden geçtiğimiz sırada, hadi çam havası alalım diyoruz. Daha araba yavaşlamaya başlar başlamaz dağ çileklerini görüyorum. Arabadan fırlayıp ağaçlara hücum ediyoruz. Hafta içi yağmur yağdığı için olmuşlar çürümüş ne yazık ki. Olmamışlarda yenecek gibi değildi. Ufak çaplı bir haya kırıklığı. Bir ciğer dolusu çam havasıyla ordanda ayrılıp döndük evimize…

Yorum Formu

Blog Hakkında

Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...