In: Günlük
9 Eki 2011Küçük yaşlardan beri bitkilerle uğraşmayı pek sevmişimdir. Yağ tenekelerinde biber, yoğurt taslarında pencere önünde fesleğen yetiştiren annanemden, ful çiçeğini özene bezene yetiştirdikten sonra koparıp sapını domatese batırıp gelip gidip koklayan rahmetli dedemden geçen merak mı bu bilmiyorum.
Bu yaşıma kadar ufak tefek bir şeyleri yetiştirmiş, sonrasında tüketmiş bir insan olarak en başarılı olduğum tür biber. Elbette bilmemne köyü biber festivalinde ödül almış veya alacak değilim. Biber zaten kolay yetişiyor. Fazla büyük yer istemez, fazla özenli bakım istemez, fazla su istemez kendi halinde büyür çiçek açar bir bakmışsın biberler yenecek büyüklüğe ulaşmış.
Domates yetiştirme çalışmalarım hep yer sıkıntısından dolayı 2-3 tek ufak domatesten ileri gidemedi, ona keza patlıcan yetiştirme çalışmaları ise 1 tek bile denemeyecek şekilde ufak patlıcancıklarla sonuçlandı. İşin elbette özü o patlıcanı, domatesi dalında, büyüme aşamalarında görebilme keyfini yaşamakta.
Haa birde geçtiğimiz senelerde çilek fidesi alıp çilek üretmiştim, kokusundan dolayı kıyamayıp çilekleri yiyemedim. Tarımda kullanılan ilaçlar, tohumların genetiğiyle oynanması falan derken meyveler sebzeler tatsız tuzsuz karton gibi bir hal aldı.
Hepsinin ötesinde insanın uğraşacağı, ilgilenebileceği birşeyler olması çok güzel. Bu yaz pencere önüne koyduğum 2-3 ufak saksıda roka, maydanoz, nane ve biber yetiştirme çalışmaları yaptım ve halen yapmaktayım
Yaz sıcaklarında rokalarım pek büyümedi maalesef ekim ayının başından bu yana coştular, maydanoz tohumlarım herhalde bayat olduğu için yeşermedi yeşeren 1-2 kökte öyle aman aman büyümedi. Biberlerimi temmuz ayında tohum olarak yetiştirmeye başladığım için maalesef gecikti. Ekim ayında biber vermeye başladı şaşkın
En üstte biberlerin 2-3 gün arayla çekilmiş fotoğrafları var, altta ise rokalarım.
Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...