Yeni Yıl

In: Günlük

5 Oca 2010

Merhabalar

Tembel bir blog yazarı olarak yeni yıla girdikten 4 gün sonra bu yazıyı yazıyorum :)

Bu yıla kadar hep evde yeni yıla girmişimdir. Bu yıl ailemden ilk defa uzakta olarak yeni yıla girmenin burukluğunu yaşadım diyemem açıkçası. Yeni yıl sadece tarih yazarken 2009 yerine 2010 yazmak benim için. Fakat tabi eğlenceye, mutluluğa, umuta dibine kadar ihtiyacı olan Türk halkına yılbaşı eğlencelerini ve kutlamalarını çok görmüyorum.

Velhasıl gelelim benim yılbaşım nasıl geçti. Yaklaşık 1 ay öncesinden çekirdek kadroyu oluşturup Alaçatı’da yeni yıla girmeyi planladık. 3-4 Gün önce herşey kağıt üzerinde hazırdı. Hatta öyle ki marketten neler alacağımız bile kağıtta yazılıydı. Aramızda 50 şer lira toplayarak giderleri ortak paradan harcama kararı aldık. 5 Kişi 250 TL para topladık. Market alışverişinde yaklaşık paramızın 135 lirasını bırakınca ufak çaplı bir şok geçirdik. Ayrıca buna tekel maddeleri hariç onuda belirteyim.
(Bu arada kadro Erhan, Görkem, Rıdvan, Oğuz ve benden oluşuyordu kim diye sormayın yeni yıla birlikte girilebilecek kadar değerli insanlar olduğunu bilin yeterli)
Alışveriş sırasında her zaman olduğu gibi Erhanla devamlı ufak tefek atışmalar yaşadık. Ona göre gerekli, bana göre gereksiz şeyleri alırken verdiği mücadele takdire şayandı gerçekten. O sırada Oğuz sessiz sakin dururken ikimizde ara ara Oğuza “oğlum bak canının çektiği birşey varsa söyle sende fikirlerini belirt” demeyi ihmal etmedik. Lakin Oğuz evliya gibi sessiz sakin bir adam olduğundan hiçbirşey istemedi. Peynir alacağımız sırada artık “beyaz peynir yermisin?” sorusunada “farketmez abi alın işte” diye cevap verince benden fırçayı yedi sonrada “beyaz peynir yerim, severim alalım” dedi ve bizi mutlu etti. Laf olsun diye demediğini ertesi sabah kahvaltıda peyniri yediğini görünce anlayınca sevindim :)

Neyse arabamıza atlayıp Alaçatı yolunu tuttuk. Biraz geç saatte varmamıza rağmen iki dakikada evden yaptırdığımız mezelerle sofrayı donattık. Yanına çoban salatayı, kalamar tava ve mangalda çipuraları ekleyince müthiş bir görüntü ortaya çıktı.

Televizyonsuz, hafif müzikli bir ortamda bir siyasete, bir gelecek mevzularına, bir anılara girip çıkarak muhabbeti ilerlettik. Erhan, Rıdvan ve Oğuzun kuzeni Kadir’in asker olmasının üzerinden yaklaşık 1 ay geçmişti eh yeni yılını kutlamak için onuda aradılar tabi. Herkes özellikle Erhan baya baya ağladı. (bende tık yoktu duygusuz muyum? neyim bilemedim)

Gece 3 suları Oğuz’un pili bitti onu yatırdıktan sonra bizde bir süre ortalığı toparlayıp gülüştükten sonra bizde yattık.

Sabah uyandığımda akşamki o bahar havasının devam ettiğini ama müthiş bir fırtına olduğunu pencerelerden sızan havanın oynattığı perdelerden anladım. Saate baktım 9:30 sularıydı, yeni yıla güzel ve erken bir başlangıç sayılır diyerek elimden geldiğince sessiz davranarak yataktan kalktım. Uzaktan da olsa pencereden bakıldığında deniz görünüyor. Fakat deniz yerinde yoktu, pamuk tarlası gibi bembeyaz birşey vardı. Pas parlak ve güneşli bir gökyüzü, temiz ve ılık bir hava vardı. Hemen aşağı inip dolaptan bir soda kapıp kendimi bahçeye attım. Yetmedi sokaklara vurdum kendimi içimden “ulen acaba ılıcaya gitsem yolu bulabilir miyim” diyordum. Çünkü evden ılıca sahili yaklaşık yürüyüş mesafesiyle 10 dakika ama cesaret edemeyerek etraf sokaklarda dolaştım. Yeni yıla müthiş bir başlangıç oldu.

Ardından arkadaşlarda uyanınca ev yapımı bir orta boy tepsi börek mideye indirildi itinayla. Ardından Kemal Sunal filmi izledik, gazete okuduk, bahçede oturup çay içtik. Yani bir tatil günü nasıl geçebilirse öyle dinlenerek güzel bir şekilde geçirdik.

Her güzel şeyin olduğu gibi o gününde sonu geldi ve İzmir’e ayaklarımız geri geri basarak döndük. Yinede yaşadıklarımız yanımıza kar kaldı. Burayada yazarak ölümsüzleştirdim sayılır :)

Yorum Formu

Blog Hakkında

Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...