Yine mi AKP?

Kategori: Güncel

12 Haz 2011

AKP seçimlerin galibi

AKP an itibariyle %50 civarı oy almış durumda.

Artık;
AKP’ye oy verenlere cahil demekle.
Fetullah Gülen cemaati bu işlerin arkasında demekle.
Oylar makarna bulgurla alınıyor demekle.
Bu seçimin sonuçlarını açıklamak mümkün değil.

Yukarıda söylediklerimin hepsi bir nebze doğru yani %50′lik dilimin bir kısmını kapsıyor. Geri kalanlar kim peki, hiç mi aklı başında adam bu partiye oy vermiyor? Bu kadar oyun içinde muhakkak var öyleside. Bu oy verenlerde yapılan düzgün işlerden duyduğu memnuniyetten veya istikrarın sürmesi için veriliyor diye düşünüyorum. Bizim gibi aciz vatandaşın kafasının basmadığı türden bir istikrar var memlekette TÜSİAD ıvır zıvır halinden memnun, kağıt üzerinde veriler çok güzel.

Bu istikrarı görenler ve AKP’nin diğer bazı yaptığı olumlu icraatlara (ücretsiz kitaplar, duble yollar, hastanelerle ilgili düzenlemeler gibi) dayanarak AKP’ye oy verenlerin bir kısmının yaptığı pislikleri de kabul etmediğini gözlemledim, gözlemliyorum.

Yaşanan onca rezil olaya rağmen insanların AKP’ye toz kondurmaması, konduramaması %50 oy alması ise bu güveni nasıl sağladıklarını merak ettiriyor ister istemez.

Ben çözemedim…

Yeniden Göz Göz Göztepe

Kategori: Güncel

3 Haz 2011

Göztepe sevgim çocukluk yıllarında okuldaki sıralara bulmacalardaki gibi yukarıdan aşağı soldan sağa tek “ö” kullanarak kazıdığımız göz göz yazılarıyla başladı.

Büyüklerimizden dinlerdik Göztepe’nin İstanbul takımlarına kök söktürdüğünü fuar şehirleri kupasında yarı finale kadar çıktığını. Tribünlerin tadı olmadığını da öğrendim elbet bu arada. Tribünde cep konyağıyla içini ısıtan amcam ve babamın “rakı masası kurarlardı ama sahaya bırak şişe atmayı çöp bile atan yoktu” dediklerinde çok şaşırmıştım.

Göztepenin 18 yıl aradan sonra tekrar 1. lige yani şimdinin süper ligine çıktığı sezonun son maçınında vanspor ile oynayıp kazanmıştı. O günden sonra gençliğinde verdiği enerjiyle bir çok maçına gittim karşıka maçında bıçaklanıp öldürülen gencin olayına kadar. 1. lige çıkan kadrodan forvet hasan, Galatasaraylı Ceyhun (Yılmaz’dı sanırım soyadı), kaleci Eşkiya Bülent, Zafer Biryol, Kurthan ilk aklıma gelen ve herhalde unutamayacağım isimler.

O günden beri maçına gitsem gitmesem büyük kocaman bir yeri var kalbimde. Bu yıl televizyon karşısında Göztepe maçlarını izlemek büyük keyif verecek…

Bank Asya 1. Lige hoşgeldik, sırada Süper Lig var :)

Esnaflık Güzeldir

Kategori: Günlük

16 Kas 2010

Esnaf olmak her zaman için ağır bir yük taşımaktır. Gelenle gidenle uğraşmak, müşteriyi memnun etmek, güler yüz göstermek vs. vs. esnaflık bir gelenek görenek meselesi kısacası.

Sokaktan selamsız sabahsız geçmemek önemlidir. Eğe bir yere acil yetişmek gerekiyorsa koşa koşa geçilir sokaktan ki görenler işi olduğunu anlasın. Para bozdurmaya gelen komşuyu boş çevirmemek gerek mesela. Günde toplasan 100 liralık iş yapmayan esnafa 200 lira verip 5 liralık alışveriş yapan yadırganmaz, müşteride ezile büzüle çıkarıp verir 200 lirayı zaten. Çay ısmarlamak, iş durumuna göre tavla atmakta esnaflığın bir parçası elbet. Dükkanı besmeleyle açıp kazanılan ilk parayı yerden almak, akşam allah bereket versin diyerek besmeleyle dükkanı kapatmak.

Uzar gider bunlar. Ben ki dört duvar arasında kendi kendime çalışmaktan bunalmış bir insan olarak hakikaten bir kaç saatlik esnaflık hayatımdan çok memnundum. Bir tanıdığın düğmedir, kurdeledir, iptir, iğnedir vs. sattığı neyci olduğunu bilemediğim bir dükkanı var. Sık sık uğruyorum bu sıralar. Maksat boş vakti muhabbet ederek, gelen giden müşteriyle ilgilenerek değerlendirmek.

Yalnız işin zorluğuda var elbet, mesela dükkanın önünden gelip geçen yiyecek satıcıları problem. Tavuklu pilav, gevrek, çiğ köfte, şambali, macuncu, turşu suyu, kestaneci, darıcı yazarken ellerim yoruldu birde hesap edin önünüzden kokularını savura savura geçiyor bunlar.

Yinede arada dükkana gelen renkli kişiler ile (toplu iğneden memleket meselelerine geçiş yapanlarla) konuşmak, yoldan gelip geçen insanların telaşlı hallerini izlemek güzel oluyor en azından ofis ortamında insan yüzü görmeden çalışan ben deniz için güzel…

Türkiye gündemi öyle bir hale geldi ki artık vatandaş ne duysa şaşırmıyor. Herşeye alıştı, bir kaç yıl öncesine kadar konuşulmayan, akla dahi gelmeyen şeyler olmaya başladı. Millet şaşıra şaşıra haber izledi televizyona kitlendi, köşe yazarlarını okudu ama baktı gündeme yetişmek ne mümkün koyverdi herşeyi.

Önce türbanlı başbakan eşi, ardından türbanlı cumhurbaşkanı eşi gördük. Terörü unutmuştuk bitti diye sevinmiştik ama baktık ki hortlayıverdi birden. Sonrasında adı bile anılmayan daha doğrusu olmadığı varsayılan kürt sorunu tartışılmaya başlandı. TRT 6 kürtçe yayına başladı. Önce emekli askerler tutuklandı, ardından tutuklanamaz denilen muazzaf yani silah altındaki askerler tutuklandı. Komutanlar iftiralara dayanamayıp intihar etti patır patır. Askeriyenin en mahrem odalarına sivil savcılar girdi. Yolsuzlukların bini bi para oldu. Kendini bilmez bir siyasetçi televizyoncuların karşına geçip küfürü bastı. Teröristlerin ayağına hakim gitti, gazeteciler, profesörler içeri girdi. Deniz Baykal’ın mikili film kaseti çıktı, istifa etti. Sonradan sahte olduğu çıktı ortaya. Tarım bitti, hayvancılık can çekişiyor. Et ithali, zart ithali, zurt ithali başladı. 70 küsür yaşında azgın teke, 18lik kız ile evlendi. Sonra boşandı. Saniyeler içinde akla gelenler bunlar. Arada unutulanlar, ufak tefek kalanlar neler neler var kim bilir.

Refah partisi vardı bir dönem Necmettin Erbakan’dan korkardık adam topu topu 1 trilyoncuk para götürdü, şeriat gelecek falan diyorduk baktık ki paldır küldür asker indiriverdi koltuğundan. Siyasi yasak, kayıp trilyon davası derken mahkumiyetini affediverdi Abdullah Gül yaş ve sağlık durumundan dolayı. Sonra ne hikmetse canlandı bizim ihtiyar, saadet partisinin başına yerleşti şimdi. Bakıyorum da yetiştirdiği öğrencileri onu geçti boynuzun kulağı geçmesi gibi. Götürdükleri malları oturup hesap etmeye kalksam matematik bilgim kesmez, ülkeyi sürükledikleri kaos, dışa bağımlılık, satılan devlet malları falan filan derken baya baya ülkeye zarar verdiler ama hala tık yok millette öl dese rte ölecekler.

Artık şok habermiş, flaş habermiş, son dakikaymış kesmiyor bizi yani. Memleket bölündü diye, amerikan mandasına girdik diye bir haber çıkmadan kimsenin de umursayacağı yok herhalde…

Bayram Mı?

Kategori: Günlük

5 Eyl 2010

Bayram geliyor gelmesine ya, ne heves, ne heyecan bıraktılar adamda.

Telefon çalıyor. Arayan Deniz abim, çoktandır görüşmedik etmedik ama ya sever beni, bende onu sever sayarım. “Bayramda” diyor “Karaburun’a gidiyorum 3 gün oradayım tekne hazır Balıkçı Erol’u aradım, 3 gün tekne bizde. Motelde yerde hazır ben gidiyorum, istersen geçerken senide alayım ikimiz güzel bi tatil yaparız” diyor. İstiyorum istemesine ama içime sinmiyor gitmek. “Ben arar haber veririm sana abi” diyorum.

Bayram ya büyüklerimizin elini öpeceğiz ya, hani jilet gibi ütülü pantolonu yeni boyadığım ayakkabımı giyeceğim, 22 yaşında koca eşşek olmuşum ama utanmadan harçlık isteyeceğim belkide annanemden…

Ses etmeyeyim kimseye diye geçiriyorum içimden, hele bir arife olsun diyorum kendi kendime, o zaman bakarız.

Az sonra annem bitiveriyor yanıbaşımda, soruyorum:
- Teyzemler ne yapacak bayramda?
- Muğla’ya gidecekler eniştenin ailesini ziyarete
- Annanem?
- Oda Muğla’ya gidecek teyzenlerle
- Ablamlar?
- Tatile gidecekler
- Ne zaman?
- Arife günü çıkacaklar herhalde
- Teyzemler?
- Onlarda
- Öteki teyzem
- Bilmem, herhalde tatile gidecek onlarda

Eh annane yok, teyzeler yok, abla yok. Amcaları, babanneyi sabahtan ziyaret eder kaçarım bende, içime sinmese de “hem ağlarım, hem giderim” derim herhalde…

Dünya basketbol şampiyonası malumunuz 2010 yılında Türkiye’de yapılıyor. Basketbol ile pek ilgilenmiyor olsamda böyle bir organizasyonun ülkemde olması elbette hoşuma gidiyor. Hatta İzmir’de oynanacak maçlardan en azından birine gitmeyi çok istiyorum. Özellikle İspanya’nın grup maçlarını İzmir’de oynayacak olması maça gitmeye itiyo beni.

Neyse gelelim geçen akşam yapılan açılış törenine.
Yaplacağı yıllar öncesinden bilinen şampiyonanın açılış töreni hangi akla hizmet son anda değişiklik yapılarak abuk bir hale getiriliyor anlayamadım.

Fazıl Say ara sıra yaptığı gereksiz çıkışlarla sinirimi bozuyor olsada “dünya” çapında bir organizasyonun açılış töreninde görmek istediğimiz türden bir sanatçı. Son bir hafta kala onun yerine törenlerde Müslüm Gürses çıkacağı söylentisi dolaştı, pek inanmadım ama törenler başlayıpta biraz zaman geçince hakikaten Müslüm Baba sahneye çıktı. Sezen Aksu 3-4 şarkı söyledi bir kaç yabancı sanatçı onunla düet yaptı.

Törenin o kısımları konser havasında geçti.

S(u)pordan sorumlu devlet bakanının yaptığı konuşmada, “başbakanımız gelemedi hepinize selam söyledi” tarzında bir cümle kurarak beni ekran başında stresten kas katı bıraktı. Onunla kalsa iyi Euro 2016′yı bir oyla kaybettik, ama o oyda da şaibe var gibilerinden bir laf söyleyerek Michel Platini’ye selam çaktı. Sanki yerel halka konuşma yapıyor izlenimini yarattı. Sonrasında referandumda evet oyu isteyecek sanmamızı sağladı sağolsun.

Ha bu arada Mehmet Ali Şahin’in konuşma için kürsüye çıkıp “konuşma yapacağımı bilmiyordum süpriz oldu benim için” demesi ise dağlara taşlaralık bir durumdu.

Sunucular Mehmet Ali Alabora ve Tülin Şahin ne çok iyi ne çok kötü kurtarır vaziyetteydi.

Bunun yanında devlet senfoni orkestrası Dede Efendi’den bir iki eser icra etti. Mehter Takımı ile birlikte milli marşımızı okudular bu kısım güzeldi. Devlet Senfoni Orkestrası bir kaç yabancı eserde icra etti o ara ama neydi tam bilemiyorum.

Yazı karma karışık oldu ama nereden nasıl başlayacağımı bilemeden giriştim, birazda sinirle karışık bir yazı yazayım dedim.

Törenin kronolojik sıralaması şöyleşmiş, başını ve sonunu kaçırmışım arada da Fatih Erkoç kaçmış. Sonunda Kıraç vardı sanırım ama NTV o kısımları vermeyip yayını bitirmiş. Krnolojik sıralaması şöyleymiş.
- cirque du soleil şov ekibi
- açılış konuşmaları
- senfoni orkestrası
- fatih erkoç
- müslüm gürses
- mehteran takımı
- sezen aksu & alessandro safina
- sezen aksu & haris alexiou
- anadolu ateşi dans topluluğu ‘troya’ gösterisi
- children of the world

Işıklara, sahne düzenlemesine ise diyecek kelime yok. Baştan sona kötü bir organizasyon oldu. Uluslararası bir törende Müslüm Gürses, Fatih Erkoç, Sezen Aksu ne arıyordu bilemiyorum ayrıca Sezen Aksu detone olmaktan şarkı söyleyemedi. Evet biz Sezen’i Müslüm Baba’yı seviyoruz ama uluslararası organizasyonda anlamı olmuyor.

Birde Sezen’in siyasi olarak rengini belli etmesi sebebiyle mi o kadar uzun süre sahnede kalabildi, Fazıl Say’da yine rengini belli etmesinden dolayı mı programdan çıkartıldı onuda bilemiyorum.

Kısacası basketbol federasyonu başkanının açılış töreni öncesi iddaalı konuşmaları sonrası beklenti yüksekti. Hüsran oldu…

Referandum Bıkkınlığı!!!

Kategori: Güncel

24 Ağu 2010

Yazmayım yazmayım diyorum, dayanamıyorum…

Liderler sazı almış eline ordan oraya gezinip referandum için halkı “evet”, “hayır” diye ikna etmeye uğraşıp duruyorlar. Elbet her seçimde, her ülkede yaşanan bir durum. Fakat bizde her şeyin olduğu gibi bunun da bokunu çıkarmayı becerdiler sağolsunlar.

Referandum hariç her halt konuşuluyor. İthamlar ağırlaşıyor, hakarete vardı varıyor. Halk ne kazanıyor şimdilik hiç.

Referandum yani halk oylamasına evet diyecekler 12 Eylül darbecilerinin yaptığı anayasayı değiştirecekleri hatta yargılayabilecekleri için seviniyor, bir kısım hukukçular ve “hayır” diyecekler zaman aşımı var yargılayamazsınız geçti Bor’un pazarı diyor. Yine “hayır” diyecekler değişikliğinin asıl amacının yargı bağımsızlığına darbe vurmak olduğunu söylüyorlar, evet diyecekler ise tam tersine yargının bağımsızlığa kavuşacağını söylüyor. İnsan kime nasıl inansın şaşıp kalıyor.

Hiç mi ortak nokta yok derseniz değişecek olan 22 maddenin aslında herkes tarafından daha doğrusu muhalefet partileri tarafından kabul gördüğü fakat yukarıda bahsetmiş olduğum yargıyla ilgili değiştirilecek olan 2 maddenin falsolu olduğunu söylüyorlar. Hatta gelin bun ortak fikirde olduğumuz maddeleri mecliste geçirelim referanduma götürmeyelim teklifi bile geldi ama meclis öyle bir halde ki bir partinin nuh dediğine öteki peygamber demiyor o derece düşmünca tutum var.

Birde boykot edenler var ki onlara hiç girmemek lazım.

Sokaklarda partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, öğrenci örgütlerinin çalışmaları sayesinde yolda yürüyemez olduk, her önümüze dikilen bir kağıt tutuşturuyor eline insanın. Televizyonda referandum haberleri, radyo desen oda aynı hakikaten artık bıktırdı.

Dipnot:Yazıyı tarafsız olarak tarihe not olması bakımından yazdım günlük…

Aklıma geldikçe kusacak gibi oluyorum hala.

Televizyonlarda diş fırçaları ve diş macunlarının reklamları durmadan dönüyor, insanında merakı uyanıp almayacağı varsa bile alıyor. Büyüklerin hep dişlerini fırçala laflarını kulak arkası ettiğim günler çoktan geride kaldı kalmasına ama, bir türlü şu pahallı diş fırçalarına para bayılmaya kıyamadım düne kadar.

Ramazan ramazan ağzım kokmasın diye gidip bir diş fırçası aldım, şu dil temizleyici zamazingosu olanlardan. Ama atladığım bir nokta vardı. Çocukluk dönemimde asla ve asla doktora gitmek istemezdim. İğneden falan korktuğumdan değil, o ağıza sokup dili bastırdıkları çubuklar beni öldürür bitirir. O yüzden doktora gitmek istemez, direnebildiğim yere kadar direnirdim. Hele ki sonra tek kullanımlık olan tahtaları çıktı o zaman işte durum daha da vahim oldu. Kimi gırtlağına kadar parmağını soksa kusmaz tabiat meselesi. Ben ağzıma neredeyse kürdan sokamıyorum midem bulandığı için.

İşte bu arka tarafı dil temizleme aparatına sahip diş fırçasını kullanayım, ağzım kokmasın temiz olsun dedim ama zehir oldu. 3 açılı diş fırçasını bulan İsviçreli bilim adamları şu benim sorunumada bir çare bulsun LÜTFEN… :)

Atletizmde Dönüm Noktası

Kategori: Güncel

1 Ağu 2010

Bizim memlekette sanki tek spor futbol. Haberlerde Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş haberleri döner durur. Spor kanallarında bile atletizme veya ne bileyim kareteye, judoya, güreşe yeterli yer verilmez.

31 Temmuz 2010 tarihi Türk spor tarihinin en önemli günlerinden biri olarak yaşandı dün gece. Niye mi? 100 Metre engelli gibi zor bir yarışta bir Türk kızı, hemde devşirme falan değil bildiğiniz kanlı canlı bir Türk kızı Avrupa şampiyonu oldu. O öyle sevindi ki kazandığı başarı sonrası, ekran başında belki 3-5 milyon insan onunla aynı sevinci yaşadı, göz yaşlarını tutamadı.

Daha önce cep herkülü Naim ile, Hamza Yerlikaya ile, Süreyya Ayhan ile yaşadığımız sevinçlerden belkide çok daha anlamlısını, çok daha büyüğünü yaşadık. Atletizmde ilk defa bir bayan sprint dallarında finale çıkıyor ve altın madalya alıyor.

Yarıştan önce bakıyorum, boynunda ay yıldızlı kolye, küpeleride aynı, ojelerinin yarısı beyaz diğer yarısı kırmızı. Belli ki inanmıştı…

Şimdi kendimden utanma vakti dün akşama kadar varlığından haberim olmayan, beni sevince boğan bu kıza ne kadar teşekkür etsem, etsek az…

Ah Roben vah Roben…

Kategori: Güncel

19 Tem 2010

Dünya kupasıyla ilgili bir yazı yazmıştım. Arkasından yazmak istedim her maç sonrası ama gözü kör olsun şu üşengeçliğin. Topyekün kısa ve öz bir yazı ile şu dünya kupası muhabbetini 4 seneliğine kapatalım.

Yarı finallerde Hollanda rahat şekilde Uruguay’ı eledi maç 3-2 bitti. Takımı sırtlayan her zaman olduğu gibi Roben oldu. Hollandaya karşı olan sempatim ve sevgimden ötürü finale çıktığı için illaki şampiyon olmasını istiyordum. Diğer yarı finalde Almanya-İspanya arasında oynandı. Kupaya damgasını vuran kahin ahtapot Paul turu İspanya geçer dedi. Maçtan önce Almanya’nın Arjantin galibiyetinde oynadığı futbolla İspanya’yı da ezip geçeceğini düşündüm açıkçası. Ama gel gelelim maç sırasında İspanya topu oynadı, Almanya oynatmamaya uğraştı ama 1-0 kaybetti.

Bu defa da Hollanda için üzülmeye başladım çünkü İspanya öyle güzel top çeviriyor, öyle iyi ataklar yapıyordu ki. Savunması çarşamba pazarına dönmüş olan Hollanda kesin kaybedecek diye düşündüm. Maç başladı ama tahminlerin aksine Hollanda iyi oynuyordu maç boyunca ispanyadan çok daha iyi pozüsyonlar yakaladı Hollanda hatta Roben tek başına maçı 2-0 yapabilecek kadar net pozüsyonlar buldu. Atamadı, atamadı da bizi ekran başında kahretti. Kupayıda 1-0′la İspanya aldı gitti.

Gelelim kahin ahtapot Paul’e, bu arkadaşın önüne iki kutu koyuluyor kutuların içinde elbette onun ilgisini çekmesi açısından midye var ve kutuların üzerindede ülke bayrakları var. Ama her ne hikmetse Paul gidip turu geçecek takımın kutusundakini yiyor. Bunu niye yazdım, tarihe not olsun ilerde bakıp “yahu bir ahtapot paul vardı ona noooldu?” geyiği döndürmek için…

Blog Hakkında

Buraya blog hakkında birşeyler yazmam gerekiyor ama üşendiğim için sonraya bırakıyorum...